25 Ağustos 2018 Cumartesi

BARCELONA - ŞEHİR ŞEHİR KOKAN TATİL BELDESİ


Başlık için uzun süre düşündüm. Ama sanırım Barselona'ya en çok yakışacak başlığın bu olması gerektiğine karar kıldım. İlginçtir ki Barselona bana kendi ülkemdeymişim hissi verdi. Hatta İzmir'deymişim gibi hissettirdi. Aslında bir bakıma denize şehir içinden girilebildiği için Antalya da denilebilir. Barselonanın dünya üzerindeki tanınmışlığı da aslında çok eskiye dayansada asıl turizm patlaması 1992 Yaz olimpiyatları sonrasında olmuştur. Barselona İspanya'nin en fazla turist ağırlayan şehri ünvanınıda uzun süredir elinde tutuyor. Tabi bu şehre büyük katkısı olan Gaudi'yi de es geçmemek lazım.Antoni Gaudi ya da tam adıyla Antoni Placid Guillem Gaudi i Cornet, İspanya'da Art Nouveau akımının öncüsü sayılabilir kendisi. Barselona denilince Gaudi ve eserleri gezilecek yerlerde ilk sıralarda olmalı. 
 Barselona bir Fransa, İtalya kadar pahalı değil. Ancak euronun son dönemde çok fazla yükselmesi sonucu Barselona'da artık lüks şehirler standartına ulaştı. Yeme içme konusunda sizi fazlaca doyuma ulaştırabilecek bir şehir olan Barselona'da muhakkak paella, churros ve tapaslar denemenizi öneririm. Sangria söylememe gerek var mi bilmiyorum ama içmeden dönmeyeceğinizi düşünüyorum. Gezilecek yerlerde ise inşası hala bitmemiş olan ve halk arasında bitmeyen kilise olarak anılan Sagrada Familia. Bir çok bazilika, kilise gördüm ancak gerçekten Sagrada Familia görülmeye değer bir kilise. En az Köln'deki Dom Kilisesi kadar etkileyici. Bambaşka bir mimariye sahip olan ve muhtemel inşasının 2030 yılında biteceğini öğrendiğim bu bazilikayı umarım bittikten sonra da görme şansına nail olurum. Bu bazilikaya ait beni tek hayalkırıklığına uğratan şey ise yeriydi. Şehirin ortasında evlerin arasında, büyük bir bahçe, park yada avlunun içinde olmayışıydı. Bir başka yapı ise Park Güell. Mozaiklerin renklerinin dans edişine hayran kalacağınız bir mekan. Yine şehir içerisinde Gaudi'nin evlerini ziyaret edip fotoğraf çekebilirsiniz. Benim favorim Barselonanın gotik semti olan La Ribera semti ve bu semtte bulunan Picasso müzesi. Paris'ten sonra Picasso'nun en çok eserinin bulunduğu müzedir ki muhakkak gitmenizi öneririm. Kıyın paranıza ve bu eserleri canlı canlı görün. Barselona ulaşım konusunda da bir çok Avrupa şehri gibi rahat. Metro sistemi çok güzel. 1920'li yıllarda yapılmış olması da Londra, Paris, Moskova, Berlin'den sonra en eski metroya sahip şehirler sıralamasında. La Rambla hem alışveriş, hem yeme içme açısından İstanbul'un Taksimi, Ankaranın Kızılayı, İzmirin Alsancak'ı kıvamında bir yer. Yani aslında hem kalabalık hem de bir çok şeyi aynı anda bulabileceğiniz bir yer. Ama yinede çok güvenli olduğunu söyleyemem, çantalara cüzdanlara dikkat etmekte fayda var. 
 Akdeniz ikliminin hüküm sürdüğü bu güzel şehire Antalya gibi deme sebebim ise plajları. Yani evinizden çıkıp metroyla 10 dakikada deniz kenarına ulaşıp denize girebildiğiniz bir şehir Barselona. Bu yüzden hem büyük şehir havası hemde tatil havasını buram buram içinize çekebiliyorsunuz. Gece hayatının da çok renkli olduğunu unutmayalım tabi. Bir çok yer gezdim. Bir çok yere de hayran kaldım. Ama Barselona gerek iklimi, gerek insanları gerekse yaşam tarzı bakımından yaşayabileceğim şehirler arasına girmiş bulunmakta. Kendimi ülkemden uzak ama bir o kadar yakın hissetmek istediğimde gideceğim bir yer. 



11 Ağustos 2018 Cumartesi

LYON - FRANSA (RÜYA ŞEHİR)



Ülkemizde git gide artan ekonomik kriz, euronun doların değer kazanması sonucu zorlaşan Avrupa seyahatlerinden birini de bu yaz tamamlamış oldum. Artık görmediğim şehirleri gezmeye ve rotamı bu yönde çizmeye karar verdim. Lyon'da bu konuda çok doğru bir karar oldu. Fransa'nin gastronomi alanında en gelişmiş şehri olan Lyon (Paris'tende üst sırada gastronomi anlamında) sempatik, narin, ince düşünülerek çizilmiş bir tablo gibi. Yani Paris'i görenler Fransayı da gezdik demesinler. Çünkü gerçek Fransa Paris dışında. Paris İstanbul gibi büyük bir metropol olduğu için karışık kültürlerin bir arada bulunduğu toplama bir yer gibi aslında. Gerçek Fransayı Paris dışında aramak en mantıklısı. İstanbul'dan direkt uçuşların olduğu Lyon şehrine doğru yol alırken okuduğum bloglar, yazılar ve şehrin gezilmesi gereken yerleri bir güzel okudum. Lyon Fransa'nin üçüncü büyük şehri imiş. O yüzden açıkçası karmakarışık caddeleri olan, metro sisteminin zor olduğu bir şehir hayal etmeye başlamıştım. Yaklaşık 3 saat 20 dakikalık yolculuk sonrası Lyon Saint Euxpery havaalanına indim. Bu arada kısaca bir dipnot vermem gerekirse birçoğumuzun bayıldığı kitap ve filmi de olan Küçük Prens'in yazarından alıyor havaalanı ismini. Havanın İstanbuldan daha sıcak olması ise Avrupa'da alışmadığım bir durum olduğu için şaşırmadım desem yalan olur. Gerçi gitmeden önce hava durumuna baktığımda da hemen hemen aynı derecelerde olması beni sevindirmişti. Havaalanından transfer için sadece 1 hat var Rhonexpress. Biraz pahalı (19 euro-gidiş,dönüş). Otobüsünde olduğu söyleniyordu. Ancak benim gittiğim tarihte sadece Rhonexpress kullanabileceğimi söylediler. Çok keyifli bir yolculuktan sonra otelime vardım. Hemen hızlıca yerleşip şehri keşfetmeye koyuldum. İnanılmaz bir düzeninin içine girmiş gibiydim. Açıkçası büyük şehir havasını hissetmedim. Hatta Fransa'dan bu kadar düzenli bir şehir beklentimde yoktu. İnsanların birbirlerine saygıları, sürekli güler yüzlü olmaları, nazik tavırları görülmeye değerdi. Turistlerin hele de yabancı turistlerin çok uğrak yeri olmadığını düşündüm. Çünkü turist muamelesinden çok orada yaşayan yerel biriymişim gibi davranmaları hoşuma gitti. Bunu kendi ülkem dışında sadece İtalya ve Yunanistan'da hissetmiştim.

 Lyon'da eski Lyon old town diyebileceğimiz Vieux Lyon'a muhakkak gidilmeli diye düşünüyorum. Her sokağı ayrı güzel diyebilirim. Şehrin en bilinen yapısı La Basilique Notre Dame de Fourvier. Ben buraya merdivenlerle çıktım. Tavsiye etmiyorum merdivenleri. Gerçekten hacı olunur falan diyorlarsa su an hacı oldum orası için. Saymadım ama yüzlerce merdiven çıktım. Bunun yerine finiküler var. Rahat rahat verin paranızı çıkın. Ben fotoğraf çekerim diye merdivenleri tercih ettim ki yorgunluktan ve bitkinlikten çok fotoğraf çekemedim. Şehirdeki kanal ve kanallardan geçen köprüler görülmeye değer. Tüm dükkanlar saat 19:00 itibariyle kapandığı için o saate kadar alışverişinizi bitirmenizi öneririm. Bahsettiğim gibi ne kadar büyük bir şehirde olsa Avrupa küçük şehir kuralları geçerli ki Pazar günü tek bir açık dükkan bulamazsınız. Şehir sokaklarında pazarlar kuruluyor ki harika yiyecekler, makaronlar bulabilmeniz mümkün.

 Tam bir Fransız mutfağı tutkunuysanız ki ben değilim muhakkak Lyonda yemek yemelisiniz. Peynir, tatlı ve şarapları hariç çok başarılı bulamadığım bir mutfaktır Fransız mutfağı. Ancak bir kaç deneme yaptım ve fena değildi. Kurbağa bacağı gibi değişik tatlar bulabiliyorsunuz. Ben yemedim. Opera de Lyon, Placa de la Comedie, Place Bellacour gezilebilecek yerlerden sadece birkaçı. Lyon'a kesinlikle üç gün ve fazlasını ayırmanızda da yarar var. Çünkü benim daha gezemediğim bir çok yer kaldı. Hatırlatmakta fayda görmeliyim ki Lyon pahalı bir şehir. Bu yüzden dikkatli harcamalar yapmanız sizi üzmeyecektir. Yani minimum 6-7 euro ile 25 euro arasında harcama yapmanız gerekecektir bir ogün için, bira 2-7 euro, şarap (marketlerde 1 euroya bile koca şişe var ve köpek öldüren değil) 2-5 euro arası, su 1,5-3 euro(TL'ye çevirmeyin zem zem gibi içmek zorunda kalırsınız). Ancak adım adım yürüyerek gezilebilecek, yazın bile Rhone Alp bölgesinde olduğundan hafif hafif sokaklarında rüzgarın estiği güzel bir şehir Lyon. Tam bir Fransız.






31 Mayıs 2018 Perşembe

ALAÇATI GÜNCESİ - HAYYAM ALAÇATI - İMREN - BİBER ALAÇATI


İzmirli olup Alaçatı'nın eski halini, yıkık yel değirmenli halini hatırlamayan yoktur diye düşünüyorum. Hatta otoban yeni yapıldığında Alaçatı ayrımından giriş yapan sadece bizmişiz gibi gelirdi bana. Çünkü yol çizgileri bile gıcır gıcır dururdu. Şimdiyse özellikle Cuma, Cumartesi günleri konvoy şeklinde trafiğe maruz kalacağınız bir yer oldu. Eleştirmeyeceğim bu sefer Alaçatı'yı. Çok eski hallerini hatırladığım şirin bir köy iken şu anda Türkiye turizminin önemsenecek bir bölgesi haline geldi. Hafif Yunan adası kıvamında sokaklar oluşturulup, meyhaneler, gece kulüpleri, kafeler eklenerek ününe ün kattı. Çeşme belediyesine bağlı olan Alaçatı sanki Beşiktaş yada Şişli belediyesine bağlansa sanırım itirazı olan çıkmaz. Çünkü Çeşme'nin içinde olan bir yer artık adıyla anılmaya başlandı mı bilin ki orası artık kendine ait bir ilçe olmalıdır. Mesela eskiden Çeşme'ye gidiyorum diyen İzmirliler bile artık Alaçatı'ya gidiyoruz diyor. Yada Çeşme'den yazlık alacağız yerine Alaçatı'dan bir yazlık bakıyoruz denilmeye başlandı. Mesela Çeşme'nin cennet koyları vardır. Şifne, Paşalimanı, Dalyan, Altınkum, vb... gibi. Ancak buraların isimleri çok duyulmamıştır. Sadece tabelada görürsünüz, ama gittiğinizde emin olun Alaçatı kadar keyif alacağınız yerlerdir. Çeşme'nin denizi zaten çoğu yere göre gerçekten güzeldir. Kumu incecik, suyu ılık ve çeşitli alternatifler sunar (dalgalı, dümdüz).

Yaz geldiği için bende her İzmirli gibi hafta sonlarımı Çeşme, Kuşadası, Foça gibi yakın yerlerde geçirmeye çalışıyorum. İstanbullunun, Ankaralının ancak aylar öncesi planlayabildiği hafta sonu kaçamağını aniden karar verip 1 saat içerisinde sahip olabildiğimiz içinde ayrıca şanslı olduğumuzu düşünüyorum.

Yaklaşık iki haftadır tam sezon açılmadan Alaçatının keyfini çıkartmak için hafta sonlarımı Alaçatıda geçirdim. Tabi bir iki mekandan da bahsetmeden geçemeyeceğim. Öncelikle denize girdikten sonra Alaçatı sokaklarında artık kalitesiyle, lezzetiyle adından bahsettiren İmren tatlıları. Sakızlı muhallebi, sakızlı kurabiye tavsiyemdir. Gelelim bu sene işletilmeye başlayan es kaza oturduğum restoran. İzmir Bornova'da merkezi bulunan Hayyam. Gerek misafirperver çalışanları, lezzeti ve sunumlarıyla Alaçatıda gittiğim en iyilerden biri. Mezeleri de çok güzel. Girit mezesi, atom, kabaklı yoğurtlu meze(ismini unuttum) mükemmeldi. Tavsiye ederim. Ayrıca fiyat bazında da abartılı fiyatlar sunmayan bir yer. Malum Alaçatıda bazı yerler Londra, Paris, New York kafasında yaşıyor ve saçma sapan fiyatlarla karşılaşabiliyorsunuz. O yüzden menülerini göstermeyen, fiyatlarını gizleyen (isim vermeyeceğim ama başımıza geldi) restoranlardan uzak durun. Bu arada Alaçatıya yeni nefes getiren Varuna Gezginde Hacımemişteki yerini almış. Burada da fiyatlar İzmir ile aynı. Umarım onlarda bu çizgide devam ederler. Eğlenmek isteyenler için yeni bir adres daha Biber. Alaçatıda güzel hem Türkçe hem yabancı müzikle eğlenmek isterseniz rahatça gidebileceğiniz bir yer. İlgi, alaka güzel ve sürekli bir şeyler içmek için zorlayan garsonlar barmenleri yok. Yani en azından gittiğimde yoktu. Bahçesi güzel, sevimli ve kaliteli bir işletme olmuş.
Alaçatı en azından sezon açılmadan önce biraz ümit verdi bana. Biraz düzgün işletmeler açılmaya başlamış demek ki. Ayayorgi koyunu kaybettiğimiz gibi umarım Alaçatıyıda kaybetmeyiz. Yoksa bir çok kişinin eleştirisine maruz kalarak harcanmasına gönlüm razı gelmiyordu.

18 Nisan 2018 Çarşamba

23 NİSAN TATİLLERİ

18-04/17/23-nisan.jpg
 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramına sayılı günler kaldı. Çocuk Bayramında çocuk eğlenmeli arkadaşlarıyla, şenliklere gitmeli, gülmeli,dans etmeli... 23 Nisan 1920'de T.B.M.M açılmış ve bu günü Mustafa Kemal Atatürk çocuklara armağan etmiş. Milli Bayramlarımızın hepsi bir kesime armağan edilmiş. 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı tüm halka, 23 Nisan çocuklara, 19 Mayıs gençlere, 30 Ağustos ise yine tüm halka armağan edilmiş. Bir çok devletten daha anlamlı bayramlarımız var bizim. Bundan yıllar öncesine gitmek gerekirse; her bayramı sevinçle, sabırsızlıkla beklerdik. Öğretmenlerimizle sınıflarımız süslenirdi. Her yer al bayrağımız, her yer rengarenk. Şiirler ezberlerdik, şarkılar söylerdik. Bayram gibi bayramlar yaşanırdı aslında. 

Zaman ilerledikçe bayramlar turizmin canlandırılması nedeniyle tatil havasına büründü. Yani artık 23 Nisanlar Antalya, Kıbrıs tatili, 19 Mayıslar Bodrum, Alaçatı, Çeşme tatili, 30 Ağustoslar Fethiye, Marmaris tatili kıvamında kutlanıyor. Her şey dahil otellerde yenilip içiliyor, tatilin keyfi çıkartılıyor, deniz , kum , güneş derken tatil bitiyor ve geri dönüyoruz şehirlerimize. Döndüğümüzde de güzel yanmış tenlerimizden başka elimizde bir şey kalmıyor. 

Turizmin canlandırılması elbette çok doğru ve olması gereken bir durum. Önce kendi ülkemizi gezmeli, öğrenmeliyiz. Bu konuda da çoğu kişiyle hem fikirim. Ancak kaybettiğimiz milli duygularımız, nesilden nesile anlatmamız gerekenlerin hepsini çöpe atıyoruz aslında tatile giderek. Çocuklarımız, okullarda kitaplarda gördükleri kadar bayramların değerlerini anlayabiliyorlar. Milli değerler, milli duygular, bayrağa saygı, şehitlere saygı, topluma saygı hepsini birer birer ellerinden alıyoruz çoğu zaman. Havuza giriyoruz, denizlerimiz şahane, kumsallarda güneşlenmek elbette çok güzel ama o kumsallarda, denizlerde, havuzlarda bıraktığımız duygularımızı geri kazandırmak gerçekten zor. Aynı duyguları dini bayramlarımızda da yapıyoruz. Ramazan bayramı hafta sonuyla birleşsin diye dualar edenler, Kurban bayramı uzun olur diyerek şimdiden tatil planı yapanlarımız bile vardır eminim. Milli bayramlar milli duygularımızı, Dini bayramlar ise içsel ruhani duygularımızı besleyen süreçlerdir. 

Yurtdışına gidenler muhakkak bir dini bayrama rastlamıştır. Paskalya bayramında çocuklar, anneler, babalar, öğretmenler yumurtalar boyarlar, o güne özgü yemekler yaparlar. Noelde süslenen çam ağaçları, aile ile birlikte yenen yemek, Cadılar bayramında kostüm tasarlayıp heyecanla beklenen o gece. Kendi dini ve milli bayramlarında tatile gidenlerin bir çoğu özenir bu toplumlardaki bayram kutlamalarına üstüne üstlük Türkiye'deki anlayışı da eleştirir. Sanki kendisi bayramlarda tası tarağı toplayıp yangından mal kaçırıyormuş gibi tatile gitmemiş gibi. 

Çocuklarımız, geleceklerimiz, güvencemiz, tek dayanak noktalarımız. 23 Nisan Çocuk Bayramında gününde yapılması planlanan o törene katılmayıp tatile gittiklerinde emin olun değerlerini kaybetmeye başlıyorlar. Ellerinde bayraklarını sallayıp, İzmir Marşında, Onuncu Yıl Marşında coşkuyla, sevinçle, neşeyle eğlenemiyorlarsa onlardan beklentilerimizi çok yüksek tutmanında bir anlamı olmayacaktır.

Eğer çocuklarımıza bayrağı, toprağı, insanlığı, değerleri, kardeşliği, barışı, dürüstlüğü öğretmek istiyorsak önce Milli ve Dini bayramlarımızı hep birlikte bir arada kutlamayı denemeliyiz. Sonradan ahlar vahlarla bu işler yürümüyor.

Nice bayramlarda bir arada olmak dileklerimle...

2 Nisan 2018 Pazartesi

HIGH SCHOOLS IN USA FOR INTERNATIONAL STUDENTS






The ideal public high school experience in the USA
Whether you like the beach, the mountains or the big city; whether you want surfing, skiing or a metropolitan vibe; we will help you find what you want for your study abroad experience in the USA. Our SELECT Public High School Program (on an F-1 visa) allows international students freedom of choice with geographical location, academic goals and extracurricular activities. Unlike the J-1 high school exchange program, the Educatius SELECT Public High School Program offers students the ability to choose their location by applying directly to a specific school district.
Educatius International's  public school districts are situated in attractive locations like Los Angeles, Boston, Florida, San Francisco, Chicago, Seattle and many more. Our students enjoy full access to sports (according to state laws), clubs and academics in the schools, including the possibility of obtaining a high school diploma in grade 12! The program is constantly growing, with new school districts continually added.
IE-USA, high school student exchange organization proclaimed that they have planned to invite a set of international students to the U.S. communities in 2015.Thanks to our late application deadlines and guaranteed placements, the program also offers a possibility for students who did not get a place on the regular J-1 program to study in the USA. It is a program with choice, flexibility and freedom.
Schools and Host Families
International students attend US public high schools that charge a fee to accept the students. Due to this tuition fee, international students can enjoy the same rights regarding subjects, arts, activities, and graduation as American students. Our students stay with host families in the local community. Host families are paid a stipend for hosting, and Educatius International handles the screening, placement and supervision of host families before and during the program. These families have a strong desire to welcome a foreign student and help them experience their American culture.
International students who want an immersive experience love our F-1 Public School program since public schools offer them generally the highest percentage of American fellow students in the school.
Who Can Attend
International students aged 14-18 are eligible to study at high school in the USA in our program, and in some cases schools will accept 19 year olds or graduated students. All students must have and maintain a passing grade point average as well as a level of maturity and motivation to study abroad. All students are required to take a ELTiS-test and the minimum score for acceptance is 45. Some school districts may have additional unique requirements
The SELECT Public High School Program is for a maximum of one year. International students can transfer into a private school after they complete a year at a public school.
Applications
The application deadline for the fall is July 1 and for the spring is November 15. However, some schools will fill up before that date, so we advise to send your application early to make sure to get your first choice of school district.
School District Placements
Students apply to the school district they wish to attend. It is then up to the school district to offer a placement in the high school they feel mostly suitable for the student. The school district will release an application form for the F-1 visa upon acceptance of the student.
Please note that students apply to a specific school district and not a school. For descriptions of the school districts please visit here.
Fees
The program fees vary depending on the district that a student chooses.  
Prices include:
  • High school match and placement (tuition)
  • Double placement in a host family and support (single placement can be guaranteed for an additional supplement)
  • Host family accommodation on full board basis*
  • Guardianship and supervision by Educatius officials during the program
  • Visa application documents and support
  • Airport meet and greet**
*Students are provided with breakfast, and dinner. Students may bring lunches from home to eat at school, but are otherwise responsible for buying their own school lunches if they prefer to eat from the school cafeteria.
**All students are picked up at the airport by their host family or an Educatius International representative on arrival
.

24 Mart 2018 Cumartesi

Study in Switzerland



Study in Switzerland

If you are a student who loves chocolate, high-end things, and gorgeous landscapes, Switzerland was tailor-made for you.
A great plus is the kind population, the great shops and economy, and the international atmosphere, where students and people from all over the world come in search of great education and living conditions.
We cannot stress enough how great your decision of studying here is, but we can elaborate on some details and break some of the stereotypes of yodelling and shady banks where mobsters keep their money.
Why Study in Switzerland?
Switzerland seems the type of country that excels at everything: from great psychologists like Jung and Piaget, to sportsmen and women, like Federer and Hingis, and even ground-breaking physicists like Einstein - the degrees and fields are top notch.
switzerland ile ilgili görsel sonucuAlso, Switzerland is located in the heart of Europe, and, considering all the jokes about how compact the countries are, there’s no wonder you could visit 3 countries in only one afternoon, experiencing the true international experience to the maximum.
What to study in Switzerland
Switzerland is famous for the neutral, yet special position it holds in the EU. Seeing as they produce the best bankers and the best lawyers, it comes as no surprise that the best and most sought-after degrees in Switzerland are in fields such as:
Major cities in Switzerland
Switzerland doesn’t have a de jure capital, meaning that no city is recognised as the capital. However, the de facto city recognised as the governmental seat is Bern.
And, because Switzerland won’t make things easier for us, the largest city in the country is Zurich.
There’s not just only one good location. You can take your pick from the list below:
 Which universities to attend in Switzerland
Switzerland has some amazing universities, with its education system being ranked very high, and international students flocking to its programmes like it’s the promised land.
In case you don’t know where to start, you could always check out these universities we recommend wholeheartedly:

Practical Information

How to apply to universities in Switzerland
Switzerland, unlike other countries, doesn’t have a special website or application centre that can manage your documents and apply on your behalf.
As it stands, you simply have to check the website of the programme you chose and:
  • Complete the online application;
  • Pay the application fee;
  • Upload all the necessary documents before the deadline expires.
Because each degree and university has its own requirements, you have to pay attention and check the list of documents carefully.
Usually, the documents required are:
  • A printed and signed copy of your application form;
  • Two passport photos;
  • A copy of your I.D.;
  • Official academic transcripts, from each university you attended;
  • High school diploma or your Bachelor’s degree;
  • Language proficiency certificates for German, French, or English;
  • CV;
  • Evidence you paid the application fee;
  • Personal essay or motivation letter.
You can also make sure you’re accepted to a university if you:
  • Show how you performed as a student, and be sure to know what your Grade Point Average (GPA) was during your studies.
  • Can increase your chances of going to Switzerland by being sure to apply to more than one university! 
Helpful ways to make sure you qualify for a Swiss university
Take Preparation Courses: These kinds of courses enable degree-seeking students to get an extra educational boost just before they start their Master’s degree or other post-graduate degree programmes. Try a pre-M.B.A., pre-Law, or pre-Medicine programme, as well as any other foundation or preparation courses that will allow you to study in the degree programme of your choice.
Improve your English through an English-language prep course: If you’re attending a degree programme in Switzerland, you will need to prove that your language skills are good enough to participate in the classes and understand the lectures; some schools will require German, Italian, or French, while others will require strong English skills. These courses will also prepare you for any of the English-language tests that universities require
English-language tests
Switzerland has three official languages: German, French, and Italian.
The language in which your degree will be taught depends on where you wish to apply to. In addition, most universities also offer a wide range of programmes taught in English.
The certificates of proficiency you will need to provide, depending on the language you wish to study, are:
  • For German: DSH, TestDaF, OSD, telc, and others;
  • For French: DELF or DALF;
  • For English: IELTS or TOEFL.
If you don’t hold a language certificate, you can take a language test at the university and they can decide if your level is sufficient for you to complete your studies.
This option is not available in all universities, so always check with the institution!

Source : https://www.distancelearningportal.com/countries/27/switzerland.html#content:study